<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>mIRC35.Org izmirmIRC indir mIRC mrc mirç mırc TurkceMirc indirmirc Haber Program izmirchat &#187; Hikaye</title>
	<atom:link href="http://www.mirc35.org/menu/hikaye/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.mirc35.org</link>
	<description>mIRC35 izmirchat izmirsohbet mirc yukle, mirc indir, turkce mIRC, indirmirc, haberler, programlar, indirme sitesi</description>
	<lastBuildDate>Sat, 17 Dec 2011 13:09:08 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.1</generator>
		<item>
		<title>Birakipta Gidene hikayesi hikaye hikayeleri</title>
		<link>http://www.mirc35.org/hikaye/birakipta-gidene-hikayesi-hikaye-hikayeleri</link>
		<comments>http://www.mirc35.org/hikaye/birakipta-gidene-hikayesi-hikaye-hikayeleri#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Feb 2011 16:56:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[Birakipta Gidene hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[Birakipta Gidene hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Birakipta Gidene hikayesi]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye oku]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye resmi]]></category>
		<category><![CDATA[hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[hikayeler oku]]></category>
		<category><![CDATA[hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[hikayesi]]></category>
		<category><![CDATA[normal hikayeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mirc35.org/?p=972</guid>
		<description><![CDATA[Burnu bir karış havada, gözü yükseklerdeydi ben onu sevdiğimde. Hele hele benim aşkımı yerden yere vurup, nasıl kırmıştı kalbimi zalim. Dudaklarından dökülen acı sözleri; öyle ki, bugün bile unutamadım. Ne tebessümdü o, zehirden beter. Her olayda içim paramparça, gözlerim ağlamaktan kıpkırmızı olurdu. Yorgun düşerdim onsuz geçen, onunla dolu, koyu siyah gecelerden. Pişmanlıktan kendime lanetler eder, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.mirc35.org/wp-content/uploads/hikayeleri.jpg" alt="" title="hikayeleri" width="305" height="167" class="alignnone size-full wp-image-974" /><br />
Burnu bir karış havada, gözü<br />
yükseklerdeydi ben onu sevdiğimde.<br />
Hele hele benim aşkımı<br />
yerden yere vurup,<br />
nasıl kırmıştı kalbimi zalim.<br />
Dudaklarından dökülen acı sözleri;<br />
öyle ki, bugün bile unutamadım.<br />
Ne tebessümdü o, zehirden beter.<br />
Her olayda içim paramparça,<br />
gözlerim ağlamaktan kıpkırmızı olurdu.<br />
Yorgun düşerdim onsuz geçen,<br />
onunla dolu, koyu siyah gecelerden.<br />
Pişmanlıktan kendime lanetler eder,<br />
sevgimi söylediğim günü düşündükçe,<br />
kaleme sarılıp yazardım ona nefretin<br />
aşkla kucaklaştığı o uzun mısralarımı.<br />
Derdim ki; alın yazımdı,<br />
<span id="more-972"></span><br />
onbeşimin çocuksu aşkıydı.<br />
Nasıl da gülerdi canı istedi mi&#8230;<br />
En anlamlı bakışlarıyla önce ümitlendirir,<br />
ardından bir uçurumun kenarına<br />
yapayalnız bırakır giderdi.<br />
Ben çaresiz, ben yorgun,<br />
ben bıkkın bu sevdadan.<br />
Ah bilirdi o insafsız,<br />
diri diri yanardım o böyle yaptıkça&#8230;<br />
Şubatın buz gibi kasvetli soğuğunda;<br />
onda ne bulduğumu bugün bile bilemem.<br />
Ama o günlerde hayatımın amacı,<br />
varolma gibi gelirdi bana.<br />
Çocukluk mu, yoksa gençliğimin<br />
safça tutkusu muydu bu<br />
kölesiye bağlanış,<br />
içten içe kopan fırtınalar,<br />
bu delice yakarış?<br />
Kimbilir, belki de<br />
sevilmeye muhtaç bir kalbin<br />
bitmek bilmeyen kaprisi&#8230;<br />
Ondan hiçbir şey istememiştim.<br />
Sadece sevgi&#8230;<br />
Evet, şimdi yıllar sonra ben,<br />
onu düşünüyorum ilk defa<br />
kucağımda resimler, hatıralarla.<br />
Hava yine soğuk, yine kasvetli<br />
gözleri gözlerimde yine<br />
sevgi, derin yüreğimde.<br />
Unuttum sanırdım, meğer aldanmışım,<br />
ağladım saatlerce.<br />
Bu onun &#8220;ölüm yıldönümü&#8221;dür.<br />
17&#8242;sinde toprakla kucaklaşan,<br />
o zalimin hikayesidir anlatılan.<br />
Bir melodidir kırık, umutsuz&#8230;<br />
Doldururken sensizlik o an odayı<br />
gönlüm hala boş, kafam yine dumanlı.<br />
Bir feryat yankılanmıştı acı dolu<br />
tam 15 yıl önce bugün bomboş kırlarda.<br />
Deli gibi koştum sınıfa, sırası boştu.<br />
Benim kadar çaresizdi her köşe.<br />
Kendi kendime konuşarak<br />
yaklaştım sırasına;<br />
&#8220;Sen ölemezsin;<br />
canımsın, sevgimsin, emelimsin<br />
Dileğince nefret et, alay et duygularımla<br />
Kızmam sana<br />
Ama ne olur bir yalan olsun,<br />
acı bir şaka.<br />
Evet, evet beni üzmek için yapıyorsun.<br />
Herşeyini özledim&#8230;<br />
Allahım son defa göreyim yeter bana&#8221;<br />
Bu sensiz yakarış defalarca sürmüştü<br />
ta ki, ölümün o sinsi kokusunu<br />
içimde duyana kadar.<br />
Hıçkıra hıçkıra ağladım,<br />
sıraya kazıdığın ismini öptüm.<br />
Sonra, ona ait birşeyler bulmak için<br />
aradım her köşeyi&#8230;<br />
Yalnızca buruşturulmuş bir sayfa,<br />
rengi solmuş.<br />
Yazı, onun yazısı.<br />
Bir mektuptu, özenilerek yazılmış,<br />
belki de çok emek verilmiş her satırına&#8230;<br />
Çok şaşırdım, mektup bana hitabendi.<br />
Korkakça, kaybolmasından korkarak,<br />
acıyla okudum her cümleyi<br />
kalbimde büyüyen bir özlemle&#8230;<br />
Hele hele o ilk satırı&#8230;<br />
Öyle ki, bugün bile unutamam,<br />
okudukça ağlarım.<br />
&#8220;İnsan sevdiğini yerden yere vururmuş<br />
bir tanem, AFFET BENİ !!!&#8230;&#8221;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mirc35.org/hikaye/birakipta-gidene-hikayesi-hikaye-hikayeleri/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Deniz Fenerinin Aski hikayesi</title>
		<link>http://www.mirc35.org/hikaye/deniz-fenerinin-aski-hikayesi</link>
		<comments>http://www.mirc35.org/hikaye/deniz-fenerinin-aski-hikayesi#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Nov 2009 11:58:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikaye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mirc35.org/?p=726</guid>
		<description><![CDATA[Bir Denizfeneri.. Okyanusla sonsuza dek komşu. Okyanusun mu ona daha çok ihtiyacı var yoksa, denizfeneri mi okyanus için vazgeçilmez bir sevgili? Gündüzleri, denizfeneri isyanlarda&#8230; Çünkü yanıbaşındaki biricik sevgilisi gözlerinin önünde güneşle ihtirasla sevişmekte. Hep gece olsun ister, sevgilisi ona kalsın, yalnız onda bulsun gecedeki renginin güzelliğini&#8230; Denizfeneri, küçücüktür okyanusa göre ama güneşin aşkından daha büyüktür [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir Denizfeneri.. Okyanusla sonsuza dek komşu.<br />
Okyanusun mu ona daha çok ihtiyacı var yoksa,<br />
denizfeneri mi okyanus için vazgeçilmez bir sevgili?</p>
<p>Gündüzleri, denizfeneri isyanlarda&#8230; Çünkü yanıbaşındaki<br />
biricik sevgilisi gözlerinin önünde güneşle ihtirasla sevişmekte.<br />
Hep gece olsun ister, sevgilisi ona kalsın, yalnız onda bulsun<br />
gecedeki renginin güzelliğini&#8230; Denizfeneri, küçücüktür okyanusa<br />
göre ama güneşin aşkından daha büyüktür aşkı okyanusa&#8230;</p>
<p>Geceleri ise denizfeneri, mutluluklar peşindedir, gecenin esrarengiz<br />
sessizliğinde. Her ışık turunda çıldırır denizfeneri zevkten, adeta<br />
danseder okyanusun en uzak noktalarına uzanarak. Daha gerçektir<br />
denizfeneri, gece sadece o ve okyanus vardır sınırlı görüş gizliliğinde.</p>
<p>Gündüzleri denizfeneri bir hiçtir bütün aldatmalara şahit olarak.<br />
Güneş ise gece olunca bu hissi göremez.. Gece, denizfeneri ile<br />
okyanusun aşkının dansedişine güneş şahitlik yapmaz..</p>
<p>Gün bitiminde ve başlangıcında teslim ederler sevgili<br />
okyanuslarını birbirlerine güneş ve denizfeneri.</p>
<p>Güneşin okyanusla arasına giren bir engel<br />
vardır kimi zaman, bu işkencedir güneşi küçülten.<br />
Bulutlardır, bu hain, gündüz aşkında güneşe okyanusu<br />
göstermeyen. Güneş ise tüm gücüyle savaşır okyanusa ulaşmak<br />
için. O kadar yaklaşır ki, bulutlara bulutlar, yoğunlaşır, yoğunlaşır<br />
ve gökyüzü ağlamaya başlar okyanus hasretinden hesapsızca titrer.</p>
<p>Okyanus bütün damlaları özlemle kucaklar, her damla onu güneşine<br />
daha çok yaklaştırmaktadır. Gökyüzü ağlar, ağlar ta ki son damlası<br />
bitene kadar. Okyanus damlalarla büyür büyür büyüklüğüne daha<br />
hacim katarak aşkının sevgi damlalarıyla. Bilmezdi okyanus,<br />
her yağmurla sevgisini ona iletmek isteyen bir güneşinin<br />
olduğunu. Her yağmur yağdığında okyanus kızar<br />
güneşine gündüz onu terkettiğini düşünür,<br />
hırçınlaşır, dalgalanır öfkesinden bilemez<br />
güneşinin ona ulaşmak için savaştığını.</p>
<p>İntikamını denizfenerinden alır okyanus,<br />
onun neden gündüz sevgilisi olmadığını defalarca<br />
kamçılayarak sorar denizfenerine. Dalgalarını büyütür,<br />
cevap alamayınca denizfenerinden.. Denizfeneri onu teselli<br />
edemez, çünkü o sadece gece vardır gerçek gecededir onun için.<br />
Ağlayamaz denizfeneri, ağlamayı deliler gibi istesede, gözyaşları<br />
yoktur, ulaşmak istesede ulaşamaz gündüz sevgilisine.<br />
Çaresizdir denizfeneri, sadece bir dilek geçirir içinden<br />
rüzgarâ yalvarır &#8220;bulutları kaçır buradan&#8221; diye,<br />
güneşin çıkması sevgilisine sevgi dolu<br />
ışıklarını göndermesini diler.</p>
<p>Okyanusunun mutluluğunu ister<br />
hesapsızca&#8230; Çünkü tek mutluluğu budur<br />
denizfenerinin. Ağlayamaz, gündüz ona ulaşamaz,<br />
konuşamaz hislerini okyanusuna. Her okyanusun<br />
sahilinde bir denizfeneri vardır.<br />
Her gece denizfenerleri gemilere okyanusa olan<br />
aşkını haykırırlar, ümitsizce, yarınlarını hiç düşlemeden&#8230;<br />
Ve her gece hikayelerini anlatmak için<br />
gemileri beklerler sonsuz gecelerde&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mirc35.org/hikaye/deniz-fenerinin-aski-hikayesi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>omo</title>
		<link>http://www.mirc35.org/hikaye/omo</link>
		<comments>http://www.mirc35.org/hikaye/omo#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 08 Jan 2009 01:09:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikaye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.indirmirc.com/?p=592</guid>
		<description><![CDATA[BİR KIZIN DRAMI bu olay, Marmara Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü&#8217;nü 1993 yılında bitiren Dilek isimli bir kızın başından geçmiş gerçek bir hikayedir!! (Böyle anlatılıyor, soyadı yok) Dilek bir gün okuldan çıkmış, durakta minibüs bekliyormuş. Yalnız korkunç yağmur yağıyormuş bu arada. Kızın önüne bir araba yanaşmış. İyi giyimli, temiz yüzlü bir genç, &#8220;yanlış anlamayın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>BİR KIZIN DRAMI<br />
bu olay, Marmara Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü&#8217;nü 1993 yılında bitiren Dilek isimli bir kızın başından geçmiş gerçek bir hikayedir!!<br />
(Böyle anlatılıyor, soyadı yok)<br />
Dilek bir gün okuldan çıkmış, durakta minibüs bekliyormuş. Yalnız korkunç<br />
yağmur yağıyormuş bu arada.<br />
Kızın önüne bir araba yanaşmış. İyi giyimli, temiz yüzlü bir genç, &#8220;yanlış<br />
anlamayın n&#8217;olur.<br />
Ben de yakın zamana kadar öğrenciydim. Islanmayın, gelin ben sizi uygun bi<br />
yere kadar bırakayım&#8221; demiş.<br />
Dilek, başta biraz tereddüt etmiş ama çocuğun iyi niyetine inanmış ve<br />
arabaya binmiş.Yolda sohbet filan etmişler.Hoşlanmışlar birbirlerinden.<br />
Çocuk, &#8220;lütfen izin verin sizi evinize bırakayım. Bakın yağmur da iyice hızlandı&#8221;<br />
demiş, Dilek kabul etmiş tabii. Sohbet iyice koyulaşmış.<br />
Kızın evine gelmişler, bu arada telefon değiş tokuşu yapmayı da ihmal etmemişler.<br />
Dilek çok etkilenmiş çocuktan. O hafta her telefon çaldığında yüreği hop<br />
etmiş, &#8220;Ay benimki mi arıyor?&#8221; diye telefona koşmuş.<br />
Ama arayan olmamış maalesef.<br />
Dilek yüzünü kızartıp çocuğu aramaya karar vermiş, &#8220;Belki numaramı<br />
kaybetmiştir, n&#8217;olucak ki ben arasam&#8221;<br />
deyip kandırmış kendini.Telefonu ağlamaklı bi kadın sesi açmış.<br />
Meğer teyze, bizim çocuğun annesiymiş ve hıçkıra hıçkıra, oğlunun trafik<br />
kazasında öldüğünü söylemiş.<br />
Anlattıklarından Dilek anlamış ki, çocuk onu bıraktıktan 5 dakika sonra yapmış kazayı.<br />
&#8220;Keşke eve bırakmasaydı. Benim bunun sorumlusu&#8221; diyerek hemen kendini suçlamaya başlamış.<br />
Suçluluk duygusundan kurtulmak için teyzeden adresi almış, &#8220;En azından<br />
başsağlığına gideyim bari&#8221; diye düşünmüş.<br />
Ziyaret ağlamaklı ve de yaşlı geçmis. Ayrılma vakti geldiğinde iyice havaya<br />
giren kız, &#8220;Bana oğlunuzdan bi hatıra verir misiniz?<br />
Onu gerçekten çok sevmiştim&#8221; demiş.<br />
Bunun üzerine anne içeriye gitmiş, döndüğünde elinde çocuğun kaza günü<br />
üzerinde olan gömlek varmış.<br />
Üstelik de hala kanlar içindeymiş gömlek.<br />
Dilek çok kötü olmuş, gömleğin niye saklandığı! ve niye ona verildiği<br />
anlamsızlığına rağmen yine de kadını kıramayıp almış kanlı gömleği.<br />
Ama eve gelir gelmez ilk işi gömleği yıkayıp ütülemek olmuş.<br />
Bütün gece gömleğe baka baka, ağlamış. Sürekli de, &#8220;Onu ben öldürdüm, onu<br />
ben öldürdüm&#8221; diye tekrar ediyormuş kendi kendine.<br />
Artık ağlamaktan bitap düştüğünde gömleği yastığının altına koymuş ve yatmış.<br />
Sabah uyandığında kendini daha iyi hissediyormuş.<br />
Ama yastığı kaldırdığında bir de görmüş ki gömlek yine kanlar<br />
içinde. İnanamamış bu duruma.<br />
&#8220;Herhalde dün o kafayla iyi yıkayamadım&#8221; diyerek yeniden yıkamış gömleği.<br />
Ama ertesi sabah da hiç bi değişiklik yokmuş gömlekte, yine kanlar içindeymiş.<br />
Bunun üzerine Dilek girdiği ruhsal çöküntünün de etkisiyle bir hocaya gitmeye karar vermiş.<br />
Çünkü başına gelen olayı mantıksal olarak bir türlü açıklayamıyormuş.<br />
Çevresinden edindiği bilgiyle değerli bir insan olan Rıza hocayı bulup olayı başından sonuna anlatmış.<br />
Rıza hoca uzun uzun dualar okuduktan sonra Dilek&#8217;e gömleği neyle yıkadığını sormuş.<br />
Dilek de tam iki kez deterjanla yıkadığını, ilk başta gömleğin<br />
temizlendiğini fakat sabah tekrar kanlar içinde olduğunu ağlayarak anlatmış.<br />
Bunu duyan Rıza hocanın gözleri faltaşı gibi açılmış ve ellerini Dileğin<br />
kafasına dokundurarak sorunun çözümünü söylemiş :<br />
&#8220;A benim salak kızım, hiç normal deterjanla kan lekesi çıkar mı? Hem renkli<br />
hem de renksiz çamaşırlarında OMO kullanmalısın!&#8221;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mirc35.org/hikaye/omo/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tutturmayan adamın öyküsü</title>
		<link>http://www.mirc35.org/hikaye/tutturmayan-adamin-oykusu</link>
		<comments>http://www.mirc35.org/hikaye/tutturmayan-adamin-oykusu#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 08 Jan 2009 01:07:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikaye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.indirmirc.com/?p=590</guid>
		<description><![CDATA[Bay Tutturmayan&#8217;ın yaptığı bir seyahat sırasında Londra hava limanında başına bir sorun gelir. Elinde New York dönüş bileti olduğu halde, havayolu şirketinin bilgisayar sistemi uçak biletini iptal etmiştir. Havayolu şirketi yetkilileri, sorunun kendi hataları olduğunu kabul etmektedir. Bununla birlikte Bay Tutturmayan&#8217;ın binmek istediği uçakta yer kalmamıştır. Bay Tutturmayan&#8217;ın insanlarla ilişkisi çok iyidir ve insanları nasıl [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bay Tutturmayan&#8217;ın yaptığı bir seyahat sırasında Londra hava limanında başına bir sorun gelir. Elinde New York dönüş bileti olduğu halde, havayolu şirketinin bilgisayar sistemi uçak biletini iptal etmiştir.<br />
Havayolu şirketi yetkilileri, sorunun kendi hataları olduğunu kabul etmektedir. Bununla birlikte Bay Tutturmayan&#8217;ın binmek istediği uçakta yer kalmamıştır. Bay Tutturmayan&#8217;ın insanlarla ilişkisi çok iyidir ve insanları nasıl harekete geçireceğini, nasıl onların kalplerini kazanacağını çok iyi bilmektedir. Bay Tutturmayan, havayolu şirketi yetkililerine hiç bağırıp çağırmadan;<br />
&#8220;Sizin için de, benim için de çok zor bir durum. Ama sizler çok yetenekli insanlarsınız ve bir şekilde bu problemi çözeceğinize inanıyorum. Beni ne yapıp edip New York&#8217;taki toplantıma yetiştireceksiniz sonunda.&#8221; der.<br />
Bu arada beş dakika yetkililerin yanından ayrılır ve iki buket gül almaya gider. Aldığı iki buket gülü, kendisinin sorunuyla ilgilenen iki kadın yetkiliye verir. Amaçları, onların tüm enerjilerini ve yüreklerini kendi sorununun çözümü için kullanmalarını sağlamaktır. İki kadın yetkili, bu zor durumda Bay Tutturmayan&#8217;ın tavrı karşısında hem sevinirler hem de mahcubiyetlerinden yanaklarına kadar kızarırlar. Ama ne var ki, sorun çözülememektedir. Uçağın yolcuları birer birer gelmektedir. Aslında hemen her zaman bir-iki yolcu uçağı kaçırır ya da gitmekten vazgeçer&#8230; Ama bu uçağın yolcuları inatçı bir şekilde gelir.<br />
Bay Tutturmayan, uçağa binme şansının azaldığını fark ettiği için son gelen yolculara 12 saat sonraki uçağa binmeleri için 100 dolar teklif etmeye başlar. Ne var ki, kimse beklemek istemez. Uçağın yolcularının tamamı gelince, havayolu şirketinin yetkililerine döner ve pilot kabininde de olsa gidebileceğini söyler. Ancak 11 Eylül olaylarından sonra güvenlik açısından bu imkansızdır. Bay Tutturmayan, o zaman hosteslerden birinin kalabileceğini ve kendisinin yardım edebileceğini söyler. Ancak bu da olmaz. Bu arada problemi çözmek için hava limanındaki yetkililer, ulaşabildikleri en üst düzey yetkililere kadar yardım isterler. Ancak dolu bir uçağa binmenin tek yolu, uçaktaki yolculardan biriyle yer değiştirmektir.<br />
Bay Tutturmayan&#8217;ın tüm bu çabası ve zarafeti karşısında havayolu yetkilileri, ona ücretsiz ayrıca bir uçuş vereceklerini belirtirler. Ama ne yaparlarsa yapsınlar mevcut uçakla uçuramayacaklardır. Bay Tutturmayan, aslında o ana kadar uçağa binmek için &#8220;tutturmuştur&#8221;. Yani isteğinin olması için elinden geleni yapmıştır. Ama istenmeyen sonuçla karşılaşmıştır. Uçak o olmadan uçmuştur. Havayolu şirketinin yetkilileri, bu zarif adamın sabrının son noktasına geldiğini düşünmektedir. Bu zarif ve son derece rahat bir ses tonuyla, sesinin her tonunu kontrol edebilen adam artık öyle bir patlayacaktır, öyle bir bağırıp çağıracaktır ki, tüm hava limanı onun sesiyle çınlayacaktır. Ama ne var ki, öyle olmaz.<br />
Tutturmayan adam, görevlilere der ki;<br />
&#8220;Ben Allah&#8217;a teslim oldum. Belki Londra&#8217;da bir gece daha kalmam, burada birisiyle tanışmama neden olacak. Ya da New York&#8217;a bir gün geç gitmem orada daha uygun koşullara ulaşmama neden olacak ya da New York&#8217;taki işi kaçıracağım ve belki daha iyi bir iş alacağım. Sonuç olarak uçabilseydim bu, bana Allah&#8217;ın bir hediyesi olacaktı; ama Londra&#8217;da bir gün daha kalmak da Allah&#8217;ın başka bir hediyesi. Her halükarda ben hediyemi aldım.&#8221;<br />
Bay Tutturmayan, yaşamda istediklerinin olması için tüm enerjisini, bilgisini, zekasını kullanarak elinden gelenin en iyisini yapmayı da, istedikleri olmadığı zamanda onların hepsini kucaklamayı ve tutturmayı öğrenmişti. Kalbi ve kafası bu kadar iyi çalışan ve dünyayı da olduğu gibi alabilmeyi/kucaklayabilmeyi başarabilen ender insanlardandı. Havayolu şirketinin yetkilileri, Bay Tutturmayan&#8217;ın tavrına şaşırdılar ve hayran oldular. Kendisine ayrıca bir ücretsiz bilet vermekle kalmadılar, bir sonraki uçuşta da kendisine Business Class&#8217;tan bir yer verdiler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mirc35.org/hikaye/tutturmayan-adamin-oykusu/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Huzur</title>
		<link>http://www.mirc35.org/hikaye/huzur</link>
		<comments>http://www.mirc35.org/hikaye/huzur#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 08 Jan 2009 01:06:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikaye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.indirmirc.com/?p=588</guid>
		<description><![CDATA[Bir gün bir kral, ama halkı tarafından sevilen bir bilge kral, huzuru en güzel resmedecek sanatçıya büyük bir ödül vereceğini ilan eder. Yarışmaya çok sayıda sanatçı katılır. Günlerce çalışırlar birbirinden güzel resimler yaparlar. Sonunda eserleri saraya teslim ederler. Tablolara bakan kral sadece ikisinden hoşlanır. Ama birinciyi seçmesi için karar vermesi gereklidir. Resimlerden birisinde sakin bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir gün bir kral, ama halkı tarafından sevilen bir bilge kral, huzuru<br />
en<br />
güzel resmedecek sanatçıya büyük bir ödül vereceğini ilan eder.</p>
<p>Yarışmaya çok sayıda sanatçı katılır. Günlerce çalışırlar birbirinden<br />
güzel<br />
resimler yaparlar. Sonunda eserleri saraya teslim ederler.</p>
<p>Tablolara bakan kral sadece ikisinden hoşlanır. Ama birinciyi seçmesi<br />
için<br />
karar vermesi gereklidir.</p>
<p>Resimlerden birisinde sakin bir göl vardır. Göl bir ayna gibi etrafında<br />
yükselen dağların görüntüsünü yansıtmaktadır. Üst tarafta pamuk beyazı<br />
bulutlar gökyüzünü<br />
süslüyorlardı. Resme kim baktı ise onun mükemmel bir huzur resmi<br />
olduğunu<br />
düşünüyordu.</p>
<p>Diğer resimde de dağlar vardı.. Ama engebeli ve çıplak dağlar.Üst<br />
tarafta<br />
öfkeli bir gökyüzünden yağmurlar boşanıyor ve şimşek çakıyordu. Dağın<br />
eteklerinde ise köpüklü bir şelale çağıldıyordu. Kısaca resim hiç de<br />
huzurlu gözükmüyordu. Fakat kral resme bakınca,<br />
şelalenin ardında kayalıklardaki çatlaktan çıkan mini minnacık bir<br />
çalılık<br />
gördü. Çalılığın üstünde ise anne bir kusun örttüğü bir kuş yuvası<br />
görünüyordu. Sertçe akan suyun orta yerinde anne kuş yuvasını<br />
kuruyor&#8230;<br />
Harika bir huzur ve sükûn örneği.</p>
<p>Ödülü kim kazandı dersiniz.Tabii ki ikinci resim.</p>
<p>Kralın açıklaması şöyle idi:</p>
<p>&#8220;Huzur, hiçbir gürültünün, sıkıntının yada zorluğun bulunmadığı yer<br />
demek<br />
değildir. Huzur bütün bunların içinde bile yüreğimizin sükûn<br />
bulabilmesidir.&#8221;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mirc35.org/hikaye/huzur/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ağladığımda Mendilim Ol</title>
		<link>http://www.mirc35.org/hikaye/agladigimda-mendilim-ol</link>
		<comments>http://www.mirc35.org/hikaye/agladigimda-mendilim-ol#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 08 Jan 2009 01:06:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikaye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.indirmirc.com/?p=586</guid>
		<description><![CDATA[Dün yine gökyüzünün masmavi görkemi ve hayalini çizdiğim bembeyaz bulutlarının altında seni bekledim. Uzaklarda gülümseyen gökkuşağının renkleri içinde aradım seni, yoktun. Yokluğun, bir canavarın dişlerinde yüreğimi kemirip duruyor. Yokluğun cehennemim, yokluğun zifiri karanlığım, zindanım oldu. Belki, bir köşeden çıkıp gelirsin diye bütün gün seni düşleyip, gözlerim ufukta, kucağım dolu sevgi, yüreğimde binbir umut yeşertip ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dün yine gökyüzünün masmavi görkemi ve hayalini çizdiğim bembeyaz bulutlarının altında seni bekledim. Uzaklarda gülümseyen gökkuşağının renkleri içinde aradım seni, yoktun. Yokluğun, bir canavarın dişlerinde yüreğimi kemirip duruyor. Yokluğun cehennemim, yokluğun zifiri karanlığım, zindanım oldu. Belki, bir köşeden çıkıp gelirsin diye bütün gün seni düşleyip, gözlerim ufukta, kucağım dolu sevgi, yüreğimde binbir umut yeşertip ve ölesiye bir özlemle bekledim seni, gelmedin&#8230; Seni ne kadar özlediğimi bilmiyorsun. Bir bilsen seni ne kadar çok özlediğimi; dağları, tepeleri aşar, denizleri, ovaları devirip gelirdin bana&#8230;</p>
<p>İçim özleminle nasıl dolup taşıyor, özleminle nasıl tutuşuyor bir bilsen. Yüreğimin bütün bentleri paramparça sensiz. Şimdi yüreğimin her kıyısından özlem sızıyor. Yüreğime de söz geçiremiyorum artık. Biz bu dünyada seninle çıkarsız, yalansız, hilesiz hesapsız sevdik birbirimizi.. Yüreğimizin bembeyaz tuvaline maviyi fonlayarak ve aşkın da kıpkızıl resmini de çizerek; insanları, kuşları, dağları, çiçekleri, suları da öyle hilesiz sevmiştik.</p>
<p>Biz seninle bütün engellere rağmen, bitmez tükenmez bir azimle sevginin doruğuna erişmek için tırmandık hayat yokuşunu. Ve bitip tükenmeyen bir aşkla sevdik birbirimizi. Biz seninle uzak dağ başlarına yazdık umutlarımızı. Denizlere, dalgalara, fırtınalara, acılara, korkulara, uçurumlara yazdık sevdamızı. Biz seninle kanatları sevdalı iki güvercindik mavi göklerde. Kanat çırptıkça yükseldik sevdalara, yükseldikçe sevdalara avcılar düştü peşimize.</p>
<p>Zamanın acımazsızlığına, aramızdaki mesafelere, etrafımızdaki çirkinliklere, günübirlik aşklara, saldırılara, satılık sevgilere rağmen, biz yine de yüreğimizde hiç sönmeyen bir yangınla özledik birbirimizi, en kutsal aşkla sevdik, kirletmeden umutlarımızı bekledik&#8230;</p>
<p>Senden ayrılalı günlerin, ayların, yılların nasıl geçtiğini bilemez, hesabını tutamaz oldum. Her seher uyanınca dağların esen rüzgarlarına açıyorum penceremi, o ölümüne özlediğim kokunu getirir diye. Bir nebze de olsa dindirir yada söndürür diye yüreğimdeki özlemin ateşini&#8230;</p>
<p>Her gece menekşe rengi gözlerini demledim hayalimde. İpek saçlarını, sevdalı gülüşlerini, inci dişlerini demledim. Ne çok severdin yayla yollarında türküler söylemeyi, ellerimi avucunun içine alıp, başını göğsüme dayamayı. Şimdi her gece, insana hayat veren ve yüreğime nakış nakış işleyen sevda sözlerin dolaşıyor kulaklarımda , paylaştığımız ümit dolu tatlı hayalleímiz.</p>
<p>Yılmak yoktu bizim için bu yolda. Ağlamak, sızlanmak yoktu, geriye dönmek hiç yoktu. Zordu, çetindi bizim sevdamız ama her şeye ve çekilen tüm acılara değerdi. Sabır diyordun. Sabrı, ümit etmeyi, sevmeyi, zorluklara karşı direnmeyi de senden öğrenmiştim. Konuşurken insanın yüzüne dosdoğru bakmayı, dürüst ve namuslu bakmayı, merhameti, acımayı, insan gibi düşünmeyi senden öğrenmiştim. Senden öğrenmiştim sevdalara türkü yakmayı&#8230;</p>
<p>Şimdi Ren nehrinin kıyısında dalgın bakışlarla dalıp dalıp gidiyorum uzaklara. Gökyüzü masmavi ve saatler yorgun bir su gibi akıp gidiyor gözlerimde.. Ufka, gökmavisinin kızılla birleştiği o ince sıcak ve yumuşak çizgiye bakıyorum. Bir kuş gelip konuyor saçlarıma, yüreğimi ipekten kanatlarına sarıp sana gönderiyorum&#8230;</p>
<p>Seni düşünüyorum. Seni düşünmek gökyüzü olmak gibi bir şey bazen, ya da rotası belli olmayan bir gemiye binip, yeni iklimlere yelken açmak gibi. İnsan olmayan bir adada inip, Robinson gibi insansız bir yaşam kurmak istiyorum. Ve o adada bir ömür yalnız seni beklemek istiyorum&#8230;</p>
<p>Saatler su gibi akıp gidiyor. Bir gemi yanaşıyor kıyıya, inen yolcuları izliyorum, sen yoksun. &#8221; Kahretsin !&#8221;. diyorum.&#8221; Ne olur çıkıp gelse, sarılsa boynuma.&#8221; Bir gemi uzaklaşıyor limandan. Suların devinimleri akıyor gözlerimde, karışıp gidiyor uzaklara&#8230; Seninle suyu pırıl pırıl bir pınarın başında buluşmak, ellerini tutmak, yüreğinin sımsıcak yerinden, menekşe gözlerinden, narçiçeği dudaklarından öpmek, serin nefesini doyasıya içmek ve doyasıya içime çekmek geçiyor içimden&#8230; Sonra sarılıp, sımsıkı kucaklamak ve sevinçten havalara uçmak geçiyor &#8230;</p>
<p>Ağladığımda mendil, güldüğümde kahkaha, susadığımda su olmanı, uyuduğumda rüyalarıma girmeni, her sabah alnımdan öperek uyandırmanı istiyorum&#8230;</p>
<p>Her gece kuş olup sana doğru uçmak, ardında serin rüzgarlar bırakarak, dağlar, denizler, ormanlar aşıp, bir pınarın başında menekşe gözlerine konmak geçiyor içimden. Dalgın bakışlarından, sevdalı yüreğinden öpmek geçiyor. O an bütün ağaçlar diz çökmeli diyorum, özleminle kanayan yüreğime. Bütün yıldızlar göz kırpmalı mutluluklara. &#8220;Allahım bu kadar mutluluk çok.&#8221; deyip, ellerimi gökyüzüne kaldırıp ağlamalıyım. Gökler de ağlamalı benimle, bulutlar, ırmaklar, yıldızlar da ağlamalı&#8230;</p>
<p>Şunu bilmelisin ki, nerede olursam olayım, hangi iklimde kalırsam kalayım, vakti geldiğinde bir gün mutlaka, yüreğim alıp beni sana getirecektir. Ben buna bütün kalbimle inanıyorum, sen de bütün kalbinle inan. Hiç bir yol bilmesem de, gelmeye kalmasa da mecalim geleceğim inan&#8230; Bekle&#8230;</p>
<p>Sevgiler büyüttüm<br />
kır çiçeklerinden, güneşin kanını emen<br />
umutlar yeşerttim bahar renginde al yeşil<br />
dağlarda kar erirken ceylanlar emzirdim<br />
melekler uyandırdım her tan ağardığında<br />
toplamak için bütün düş kırıklarını aynalardan<br />
yıldızlarla selam yolladım sana<br />
ve her gece mavi bir kuş tutup avuçlarıma<br />
dudaklara gül ve rüzgar iliştirdim dağların doruklarına<br />
gelmedin.</p>
<p>upuzun köprüler kurdum içimdeki yolculuklara sana kavuşmak için<br />
beyaz günlere uzandım beyaz atlarla, sana getirsinler diye umutlarımı<br />
seninle öpüşürken<br />
beyaz beyaz güvercinler kanat çırpıyordu mavi göklerin burçlarında<br />
bütün ayrılıkların, savaşların, ihanetlerin üzerine bir çizgi çekiyordum<br />
en güzel barış çiçeklerini versin diye dünya</p>
<p>ak alınlı taylar koşarken alnımın çayırlarında<br />
al türkülerle inledim lekesiz sabahlara her bahar<br />
özlemler kanatıp gecelerin sayfalarında<br />
mavi rüzgarların terkisinde sevgiler yolladım sana<br />
çoğaldıkça çoğaldı çılgınlığım<br />
kanımda milyonlarca yıldız tutuştu<br />
alevler içinde parlayan nehirler aktı yüreğime her defasında<br />
her suyun sesine bir damla gözyaşı bıraktım senin için<br />
gül desenli yaylalara bilmedin</p>
<p>bilki sensiz uzak bir dağbaşı ıssızlığıyım<br />
yoksan ürpertilerde tiril tirildir yapraklarım<br />
seni özlemenin korkunç girdabında<br />
göğünü ve yönünü yitirmiş göçmen bir bulut olup<br />
her gece uçurumlara ağlarım</p>
<p>hasret ateşine bürünürken geceler<br />
uzun ayrılıkların dağladığı sevdalarda<br />
korkunç alevler içirdim seni seven yanıma<br />
iç çekmeyi öğrendi bir yanım, acı çekmeyi bir yanım<br />
ve ardından oturup ağladım küskün ırmaklar gibi<br />
karışıp gitti gözyaşlarım çağlayanlara<br />
silmedin</p>
<p>ey kırçıl saçlarımda yıldız tutuşturan<br />
alıp savuran yangınlara yalnızlıklara<br />
hazan bahçelerinde yaralı bir güldür kalbim şimdi<br />
dört mevsim aşkı kanayan<br />
sen ki, yüreğimde demlenen aysın her gece<br />
gözlerimde çiçeklenen aşk<br />
uzun saçlı hasretimsin<br />
geçen bütün mevsimlerde seni bekledim<br />
gelmedin</p>
<p>özlemlerle yaralı bir yağmur bulutuyum şimdi<br />
firari bir hüznün girdabında yitirdim güldesenli sevinçlerimi<br />
bil ki, çağlayan bütün nehirler benim gözlerimdir<br />
benim yüreğimdir ağlayan bütün denizler<br />
su içtiğim bütün pınarlarda seni susarım<br />
seni sorarım geçtiğim bütün yollarda<br />
düştüğüm her uçuruma bir tutam çiçek bırakır gibi<br />
bir tutam kor ve bir demet gözyaşı bıraktım senin için<br />
gelmedin bilmedin silmedin&#8230;</p>
<p>Bir gün gökyüzü gülünce ve geçince üşümesi kalbimin<br />
bütün hasretleri yükleyip rüzgarın kanatlarına<br />
yüreğimde taşıdığım sevda aleviyle<br />
upuzun yollardan çıkıp geleceğim sana&#8230; Bekle&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mirc35.org/hikaye/agladigimda-mendilim-ol/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Her Şeyin Daha İyi Anlatılabileceği Bir Yol Vardır</title>
		<link>http://www.mirc35.org/hikaye/her-seyin-daha-iyi-anlatilabilecegi-bir-yol-vardir</link>
		<comments>http://www.mirc35.org/hikaye/her-seyin-daha-iyi-anlatilabilecegi-bir-yol-vardir#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 08 Jan 2009 01:05:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikaye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.indirmirc.com/?p=584</guid>
		<description><![CDATA[NewYork&#8217;ta, Brooklyn Köprüsü üzerinde dilenen kör bir dilenci birgün,bir şairin dikkatini çeker. Dilencinin boynunda asılı bir tabela vardır. Şair, dilenciye günlük kazancının ne kadar olduğunu sorar. Dilencide sekiz dolar kadar olduğunu söyler. Bunun üzerine şair, dilencinin boynuna asılı tabelayı ters çevirerek birşeyler yazar; - &#8220;Şimdi buraya senin kazancını arttıracak birşeyler karaladım. Bir hafta sonra yanına [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>NewYork&#8217;ta, Brooklyn Köprüsü üzerinde dilenen kör bir dilenci<br />
birgün,bir şairin dikkatini çeker.<br />
Dilencinin boynunda asılı bir tabela vardır. Şair, dilenciye<br />
günlük kazancının ne kadar olduğunu sorar.<br />
Dilencide sekiz dolar kadar olduğunu söyler. Bunun üzerine şair,<br />
dilencinin boynuna asılı tabelayı ters çevirerek birşeyler yazar;<br />
- &#8220;Şimdi buraya senin kazancını arttıracak birşeyler karaladım. Bir hafta sonra yanına geldiğimde bana sonucu söylersin&#8221;<br />
der ve oradan ayrılır.<br />
Şair, bir hafta sonra dilencinin yanına uğrayıp kendini tanıtınca<br />
dilenci;<br />
- &#8220;Bayım size ne kadar teşekkür etsem azdır. Bir haftada<br />
kazancım ikiye katlandı. Çok merak ediyorum tabelaya neler yazdınız?&#8221;<br />
Bunun üzerine şair gülümser ve:<br />
- &#8220;Tabelada &#8220;Doğustan körüm, yardım edin&#8221; yazıyordu. Bense &#8220;Bahar gelecek, ama ben yine göremeyeceğim diye yazdım&#8221;<br />
der. Önemli olan, anlatılmak istenen seyi en iyi şekilde anlatmak<br />
olduğuna göre; Her şeyin daha iyi anlatılabileceği bir yol vardır. Yeter ki onu bulmaya, uygulamaya ve ufkumuzu bu doğrultuda genişletmeye uğraşalım&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mirc35.org/hikaye/her-seyin-daha-iyi-anlatilabilecegi-bir-yol-vardir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir cani Almak</title>
		<link>http://www.mirc35.org/hikaye/bir-cani-almak</link>
		<comments>http://www.mirc35.org/hikaye/bir-cani-almak#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 08 Jan 2009 00:59:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikaye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.indirmirc.com/?p=582</guid>
		<description><![CDATA[Doktordu. Günleri hastahanede geçiyordu. Eve yorgun argın dönüyordu her gün. İnsanlar doktorları rahat rahat hayat yaşayan kişiler olarak bilirler hep.Halbuki en stresli hayat beklide onların hayatıydı. İki çocuğu ve karısı ile beraber mutlu bir hayatları vardı. Bütün gelirlerini ve giderlerini bu üç , bir de kendi dört kişiye göre planlanmıştı.Böyle planlı yaşamazlarsa bir gün ekonomik [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Doktordu. Günleri hastahanede geçiyordu. Eve yorgun argın dönüyordu her gün. İnsanlar doktorları rahat rahat hayat yaşayan kişiler olarak bilirler hep.Halbuki en stresli hayat beklide onların hayatıydı.<br />
İki çocuğu ve karısı ile beraber mutlu bir hayatları vardı. Bütün gelirlerini ve giderlerini bu üç , bir de kendi dört kişiye göre planlanmıştı.Böyle planlı yaşamazlarsa bir gün ekonomik sıkıntı çekebilirlerdi. Sevgi dolu bir kalbi vardı. Çocuklarını ve karısını çok seviyordu. Karısı da iyi bir insandı. Hele hele bu iyilik ve güzelliği çocuklarına aşılamaya çalışması onu bir kuyumcu kadar hassas yapmıştı. Adeta işliyordu bir gergef gibi ruhlarını çocuklarının. Bu böyle giderken , mutlulukları yolundayken bir gün içlerine sıkıntı ateşi düşürecek bir şey oldu. Belki pek o kadar mühimsenecek bir şey değildi ama onlara göre ekonominin bu kadar enflasyonla basınç yaptığı bir devirde bu büyük bir konu idi.<br />
Neydi bu konu merak ettiniz herhalde. Evet tahmin ettiğiniz gibi bir bebek bekliyorlardı. Üç, dört aylık hamileydi karısı. Hiç beklenmedik bir haber karşısında ikisi de şoke olmuştu. Bütün planları, hayatlarının programı alt üst olacaktı böylelikle. İçlerindeki sıkıntı gün geçtikçe büyüyordu. Bu çocuğu istemiyorlardı. Doğmaması gerekti bu miniğin. Hayatlarını bunalıma sokacak bu misafirin evlerine ayak basmaması her şeyden daha iyi olacaktı&#8230;<br />
Bir gece baş başa verdiler ve iyice konuyu derinlemesine konuştular aralarında. Ve karar verdiler onu aldırmaya. Çünkü güçleri yetmeyecekti onu yetiştirmeye..<br />
Evet ertesi gün gidecekler ve bu işten iyi anlayan bir doktor üç dört aylık bir misafirin hayatına son verecekti. Bir sürü bahaneler ve sebepleri bir bir sıraladılar gece boyunca birbirlerine. Ve bu işin bitmesi gerektiğine karar verdiler sabaha doğru..İçlerinde bir huzursuzluk olsa da bu, hayatları boyunca çekecekleri huzursuzluktan daha büyük olamazdı.<br />
Evet o sabah beraberce çocuklarını evde yalnız bırakarak doktora gittiler. Onları yalnız bırakmalarının sebebi ise çok çabuk döneceklerini tahmin ettiklerindendi. Doktor arkadaşı onlara randevu vermişti ve bu işi çok çabuk bitirebileceğini, hiç sıra beklemeyecekleri söylemişti..<br />
Evde yalnız kalan çocukların büyük olanına iyice tembih etmişlerdi kavga falan yapmamaları için. &#8216;Kardeşini sakın ola ki dövmeyesin !&#8217; diye iyice uyarmışlardı. Küçüğün zaten sözden anlayacak yaşta değildi. Her söylenene baş sallıyor veya sinirlenince &#8216;Olmaz&#8217; deyip , geçiyordu. Aklı ermiyordu bazı şeylere..<br />
Onlar gittiklerinde çocuklar güzel , güzel oynamaya başladılar. Gün ışığı perdeleri açık olan pencereden içeriye sızıyor ve halıların üstüne aydınlık motifler oluşturuyordu. Ama bu motifler gün boyu sürecek miydi? Bu aydınlık bütün günü kaplayacak mıydı?<br />
Evet onlar muayenehaneye ulaştıklarında iki kardeşte iyice oyuna dalmışlardı. Hele birde bu oyun büyüğün babasını ameliyat aletlerini bulması ile hareketlenince daha da sevinmişlerdi. Günlerdir yalnız kalmayı özlüyordu zaten çocuk. Küçüğü ile beraber doktorculuk<br />
Oynamayı, onu ameliyat  etmeyi aklına koymuştu nice zaman önce.<br />
Ama bir fırsatını bulamamıştı işte bu gün eline böyle bir fırsat geçmişti. Anne ve babaları dönmeden bu fırsatı değerlendirmeli<br />
Ve ameliyatı bitirmeli idi. Hatta dikişi bile televizyonlarda gördüğü gibi tamamlamalıydı. Ama onun alnından terleri kim silecekti.<br />
Hiç hemşiresi yoktu bu iş yapacak. Olsun; kardeşi bu iş yapardı.<br />
Ara sıra alnındaki terleri o silebilirdi. Zaten bu bir oyun değimliydi?<br />
Evet işte cerrahi oyunu başlamıştı. Kardeşini ameliyat olması gerektiğine iyice ikna etti ağabey. Sonra eline neşteri aldı. Bir sürü pamuk, tentürdiyot gibi malzemeleri de yanı başına koymuştu.<br />
Sargı bezi, merhemler hepsi vardı işte kutuda.<br />
Dikişi için ip ve iğne bulması gerekiyordu. Bunun için annesinin perdeye gecen geçen gün iliştirdiği ipi takılmış iğneyi aldı ve onu da malzemelerinin yanına koydu. Onlar bu işle meşgul iken anne ve baba muayenehanede çocuğu aldırmakla meşguldüler çocuk ilk bıçağı kardeşine vurduğu anda, doktorda ilk bıçağı vurmuştu cenine sanki aynı anda devam ediyordu ameliyat işi. Bir farkı vardı aralarında. Biri biraz sonra iğleşecek umudu ile kalbi atan bir miniğin yaptığı ameliyattı. Diğeri bir daha hayata uyanamayacak ceninin karamsar tablosu idi. Fakat her ikisi de bir feryat odağında toplanıyordu bu işin.<br />
Çocuk çok korktu kardeşinin durumundan. Onun çırpına çırpına can vermesi onu oldukça ürkütmüştü. Ama küçük olduğu için ölümün ne olduğunu bilmiyordu. Onun, attığı birkaç tane dikiş ile düzeleceğini sanıyordu. Ve uyusun diye üzerine beyaz bir çarşaf örttü sonrada..<br />
Tıpkı televizyonlarda olduğu gibi.<br />
Biraz sonra hastahanede anne ve babanın işi bitmişti onlar eve dönmeye hazırlanırken çocukta yaptığı hatayı biraz hissettiği için evden kaçıp ta saklanmayı kafasına koymuştu ne yapsa da babasından annesinden gizlene bilseydi. Bunun için en emin yer evlerinin önünde devamlı park eden kamyonun altı idi. Orada kimse onu bulamazdı. Çünkü oldukça sakin bir yerdi bu kamyonun altı. Ara sıra burada arkadaşları ile saklanırlar ve ellerine geçirdikleri bir kedi ile saatlerce oynarlardı. Bunu hatırladı çocuk ve doğrudan doğruya kamyonun altına girdi ve sırtını tekere yaslayıp öylece minik kalbi ile sucunu düşünmeye başladı. Ya annesi babası kardeşinin halini görürse<br />
Ve onu döverse diye düşünüyordu. Anne baba yola çıkmış evlerine doğru ilerliyorlardı bu sırada kamyon sahibi de bir yere yük almak için evinden çıktı. Her şeyden habersiz olarak kamyona doğru yürüdü ve bindi. Kontak anahtarını çevirdi. Çocuğunda bundan haberi yoktu. Olsa da zaten çok dalgındı. Anne baba semtlerine yaklaşmışlardı ama kamyon harekete geçmişti onlar daha eve ulaşamadan ağabey kardeşine ulaşmıştı. Evet kamyon bu küçük bedeni bir teker dönüşü ile ezip geçmişti. Çocuk bir anda can verdi.<br />
Bir şeyi ezdiğini fark eden şoför aşağıya indi ve bir de ne görsün: karşı evin çocuğu kamyonun altındaydı.Büyük bir şok geçirdi adam. Ama faydasız. Çocuğun cansız bedeni yol üzerinde üzerinden geçen kamyonun teker izleriyle öylece duruyordu. Büyük bir kalabalık toplanmıştı evin önünde. Herkes bir şeyler söylüyordu&#8221; yok çocuktaydı kabahat , yok kamyon sahibindeydi suç&#8221; gibi sözlerdi bunlar. Bunların ne önemi vardı şimdi. Bu gün iki can gitmişti ve üçüncüsü de daha doğmadan uçu vermişti biraz evvel.<br />
Anne ve baba evlerinin önündeki bu kalabalıktan kuşkulanmışlardı ama böyle bir şeye ihtimal vermiyordu. Fakat olay yerinde başlarına geleni anlayınca anne düşüp bayıldı. Onu hastahaneye götürdüler. Baba büyük bir telaş içinde eve koştu. Ve küçüğü bağrına basıp öpüp koklamak istiyordu. Bir evladını kaybeden babanın içinde diğerine odaklanan sevgiyi bu derdi çekenler, bu acıyı tadanlar çok iyi bilirler.. Ama eve girdiğinde tüm hayatı sönmüştü. Bütün dünyası yıkılmıştı. Evin içinde dıştan akseden ışık bile artık halılarda aydınlık motifler örmüyordu. Her şey karanlıktı artık. Her şey zifiri bir renge bürünmüştü. Evet bir cana bedel iki çocuğunu da almıştı işte Allah . Bu bir ikazdı ama çok pahalı bir ikaz onlar için.</p>
<p>ÇOK  PAHALI  BİR  İKAZ.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mirc35.org/hikaye/bir-cani-almak/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gul Yapragi</title>
		<link>http://www.mirc35.org/hikaye/gul-yapragi</link>
		<comments>http://www.mirc35.org/hikaye/gul-yapragi#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 08 Jan 2009 00:59:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikaye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.indirmirc.com/?p=580</guid>
		<description><![CDATA[Uzakdogu&#8217;da bir budist tapınagı, bilgeligin gizlerini aramak için gelenleri kabul ediyordu. Burada geçerli olan incelik, anlatmak istediklerini konuşmadan açıklayabilmekti. Birgün tapınagın kapısına bir yabancı geldi. Yabancı, kapıda öylece durdu ve bekledi. Burada sezgisel buluşmaya inanılıyordu, o yüzden kapıda herhangi tokmak veya çan, zil yoktu. Bir süre sonra kapı açıldı, içerideki budist, kapıda duran yabancıya baktı. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Uzakdogu&#8217;da bir budist tapınagı, bilgeligin gizlerini aramak için gelenleri kabul ediyordu. Burada geçerli olan incelik, anlatmak istediklerini konuşmadan açıklayabilmekti. Birgün tapınagın kapısına bir yabancı geldi. Yabancı, kapıda öylece durdu ve bekledi. Burada sezgisel buluşmaya inanılıyordu, o yüzden kapıda herhangi tokmak veya çan, zil yoktu. Bir süre sonra kapı açıldı, içerideki budist, kapıda duran yabancıya baktı. Bir selamlaşmadan sonra sözsüz konuşmaları başladı. Gelen yabancı, tapınaga girmek ve burada kalmak istiyordu. Budist bir süre kayboldu, sonra elinde agzına kadar suyla dolu bir kapla döndü ve bu kabı yabancıya uzattı. Bu, yeni bir arayıcıyı kabul edemeyecek kadar doluyuz demekti. Yabancı tapınagın bahçesine döndü, aldıgı bir gül yapragını kabın içindeki suyun üstüne bıraktı. Gül yapragı suyun üstünde yüzüyordu ve su taşmamıştı. İçerideki budist saygıyla egildi ve kapıyı açarak yabancıyı içeriye aldı. Suyu taşırmayan bir gül yapragına her zaman yer vardı..</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mirc35.org/hikaye/gul-yapragi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kardeslik Hikayesi</title>
		<link>http://www.mirc35.org/hikaye/kardeslik-hikayesi</link>
		<comments>http://www.mirc35.org/hikaye/kardeslik-hikayesi#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 08 Jan 2009 00:57:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikaye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.indirmirc.com/?p=578</guid>
		<description><![CDATA[Bir zamanlar, birbirine bitisik iki çiftlikte yasayan iki erkek kardes vardi.Günlerden birgün bu iki kardes arasinda bir anlasmazlik basgösterdi. Iki kardes arasinda o zamana degin ilk kez görülen anlasmazlik, giderek büyüdü ve kardesler arasinda ayriliga neden oldu.Iki kardes, birbirlerine yalnizca küsmekle kalmadilar, yillardir ortaklasa kullandiklari tarim makinelerine degin sahip olduklari tüm araç gereçlerini ve mal [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir zamanlar, birbirine bitisik iki çiftlikte yasayan iki erkek kardes vardi.Günlerden birgün bu iki kardes arasinda bir anlasmazlik basgösterdi. Iki kardes arasinda o zamana degin ilk kez görülen anlasmazlik, giderek büyüdü ve kardesler arasinda ayriliga neden oldu.Iki kardes, birbirlerine yalnizca küsmekle kalmadilar, yillardir ortaklasa kullandiklari tarim makinelerine degin sahip olduklari tüm araç gereçlerini ve mal varliklarini da ayirdilar. Küçük bir yanlis anlama sonucu baslayan anlasmazligi izleyen ayrilik,giderek büyüyen bir uçuruma dönüstü ve en sonunda yerini, karsilikli kullanilan hos olmayan sözlere birakti.Bunun arkasindan da beklenenler oldu ve kardesler arasinda önce siddetli bir kavga, sonra da ürkütücü bir sessizlik yasanmaya basladi.Bir sabah, bu iki kardesten büyügünün kapisina bir usta geldi.Elinde büyük bir marangoz çantasi vardi.<br />
Ev sahibinden geçici bir is istedi:<br />
-Yapilacak ufak tefek bir isiniz varsa, size yardimci olmak isterim,dedi.<br />
-Elimden hemen her is gelir. Birkaç gün çalisirim, isi bitiririm.Büyük kardesin aklina o an bir &#8220;is&#8221; geldi.<br />
-Evet, sana göre bir isim var` dedi ve küçük<br />
kardesinin çiftligini isaret etti.<br />
-Su derenin karsisindaki çiftlik, komsumundur. Daha dogrusu,benim küçük kardesime aittir o çiftlik. Geçen haftaya dek benim çiftligimle onun çiftligi arasinda bir otlak vardi.Sonra<br />
o, buldozeriyle oraya irmak bendi<br />
yapti ve simdi aramizda, otlak yerine, çiftliklerimizi birbirinden ayiran bir dere var.Is isteyen adam, büyük kardesin söylediklerini dikkatle dinledikten sonra sordu:<br />
-Benden ne yapmami istiyorsunuz? dedi.Büyük kardes önce kuskusunu, sonra da kararini<br />
açikladi:-Kardesim bunu, bana aci vermek için yapmis olabilir,dedi.-Fakat simdi ben, onun yaptigindan daha büyük bir sey yapacagim.Bunlari söyledikten sonra adami aldi, ahirlarin oldugu yere götürdü ve duvarin dibinde yigili duran kütükleri gösterdi: -Senden, bu kütükleri kullanarak, iki çiftlik arasinda üç metre yükseklikte<br />
bir çit yapmani istiyorum , dedi.<br />
-Kaç gün çalisirsan çalis, nasil yaparsan yap ama bana öyle bir çit yap ki,<br />
gözlerim kardesimin çiftligini artik görmek zorunda kalmasin.Is arayan usta, basini salladi:-Sanirim durumu anladim, efendim, dedi.<br />
-Simdi bana çivilerin, kazma küregin yerini gösterin ki hemen isime baslayayim.Büyük kardes ustaya kazma, küregin ve çivilerin oldugu yeri gösterdikten<br />
sonra, alisveris yapmak için kasabaya gitti. Usta ise, tüm gün boyunca ölçerek, keserek,çivileyerek sikı bir biçimde çalismaya koyuldu.Aksam günes batarken o isini bitirmis, çiftlik sahibi büyük kardes ise alisverisini tamamlamis, kasabadan dönüyordu. Çiftlige gelir gelmez ustanin yaptiklarina bakti ve saskinliktan gözleri, yuvalarindan firlayacakmis gibi açildi. Karsisinda, yapilmasini istedigi çit yoktu ama,derenin bir yakasindan öteki yakasina uzanan görkemli bir köprü vardi. Biri kendi çiftliginin topragina,<br />
öteki küçük kardesinin çiftliginin topragina oturtulmus saglam iki ayak üzerinde,yanlarindaki<br />
korkuluklarina varincaya dek tüm<br />
ayrintilariyla yapilmis ve tam anlamiyla &#8220;ustaisi&#8221; denilecek kusursuzlukta bir köprü uzaniyordu.Büyük kardes, hâlâ geçmeyen saskinligiyla bu köprüyü seyrederken,karsidan<br />
birinin geldigini gördü. Dikkatle baktiginda gelen kisinin, komsusu, yani küçük kardesi oldugunu anladi.Kardesi, kollarini iki yana açmis olarak köprünün karsi ucundan kendisine dogru yürüyordu.-Benim sana karsi yaptigim bunca haksizliga ve söyledigim bunca kötü sözlere karsin sen, bu köprüyü yaptirarak ne denli iyi ve ne denli büyük bir insan oldugunu gösterdin,dedi agabeyine.-Simdi bir büyüklük daha yap ve sen de kollarini açarak bana gel&#8230;Köprünün iki ucundan ortaya dogru yürüyen kardesler,köprünün ortasinda bir<br />
araya geldiler ve özlemle kucaklastilar. Büyük kardes bir ara arkasina baktiginda,çantasini toplayip, oradan ayrilmakta olan ustayi gördü.<br />
-Gitme, dur, bekle, diye seslendi ona.<br />
-Sana yaptiracagim birkaç is daha var, çiftligimde&#8230;<br />
Usta gülümsedi;-Ben buradaki isimi tamamladim, gitmem gerek, dedi ve ekledi:-Yapmam gereken daha çok köprü var. Köprüleri kurabilecek gücünüz hiç eksik olmasin,Köprüleri kurduktan sonra da, yikilmamasi için sık sık bakimini yapin, yani sevdiklerinize zaman ayirin, o köprü yoluyla sık sık gönüllerini ziyaret edin.&#8221;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mirc35.org/hikaye/kardeslik-hikayesi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

